Rüya Tabirinin Tarihi: Artemidoros'tan Freud'a

Rüyaları yorumlama uğraşı, yazının kendisi kadar eski. Bu yazıda o hattı takip ediyoruz — çünkü bugün internette dolaşan "şunu görmek şu demektir" listelerinin nereden geldiğini bilmek, onları nasıl okumak gerektiğini de söylüyor.

En eski kayıtlar

Mezopotamya ve Mısır'dan kalan tabletlerde ve papirüslerde rüya yorumuna dair kayıtlar var. Biçim bugünkü listelere şaşırtıcı derecede benziyor: bir sahne, karşısında bir yorum. Rüyalar çoğunlukla tanrılardan gelen bir bildirim sayılıyordu ve yorum kamusal bir işti — rahiplerin, kâtiplerin alanı.

Antik Yunan'da rüya aynı zamanda bir şifa aracıydı. Asklepios tapınaklarında hastalar geceyi tapınakta geçirir, gördükleri rüyanın tedaviye yön vereceğine inanılırdı. Yani rüya bir sembol kataloğundan çok, bir başvurulacak merci gibiydi.

Artemidoros: ilk sistemli el kitabı

Elimize ulaşan en kapsamlı antik metin, 2. yüzyılda yazılan Oneirokritika (Rüyaların Yorumu). Yazarı Artemidoros, yorumları oturduğu yerden üretmediğini, farklı şehirleri dolaşıp rüya anlatıları ve karşılaştıkları sonuçları topladığını söylüyor.

Metnin en dikkat çekici tarafı da bu yaklaşım. Artemidoros, aynı rüyanın herkes için aynı anlama gelmeyeceğini açıkça yazıyor: rüyayı görenin mesleği, toplumsal konumu, sağlığı ve alışkanlıkları yorumu değiştiriyor. Bir zanaatkârın gördüğü sahneyle bir denizcinin gördüğü aynı sahne aynı şekilde okunmuyor.

Yani bugün internette dolaşan tek satırlık sabit eşleşmeler, kaynaklarının kendi ölçütünden bile daha kaba. Geleneğin en eski sistemli metni, kişiye göre değişkenliği merkeze koyuyor.

İslam geleneği ve İbn Sîrîn meselesi

Rüya tabiri İslam kültüründe geniş bir literatür üretti. Türkçedeki tabir kitaplarının önemli bir kısmı bu birikimden geliyor ve en çok anılan isim İbn Sîrîn (8. yüzyıl).

Burada bilinmesi gereken bir ayrıntı var: İbn Sîrîn adıyla dolaşan tabir kitaplarının büyük bölümünün ona ait olmadığı, sonraki yüzyıllarda derlenip onun adına atfedildiği kabul ediliyor. Bu, o dönemde alışılmadık bir şey değil — bir eseri saygın bir isme bağlamak yaygın bir uygulamaydı.

Pratikte şu anlama geliyor: "İbn Sîrîn'e göre" diye başlayan bir yorumun kaynağı, sanılandan çok daha belirsiz ve çok daha geç bir derleme olabilir. Bu, geleneği değersizleştirmiyor; sadece ona atfedilen otoriteyi yerine oturtuyor.

Freud: yön değişiyor

1900'de yayımlanan Rüyaların Yorumu ile birlikte sorunun yönü tersine döndü. O güne kadar rüya çoğunlukla dışarıdan gelen bir mesaj olarak okunuyordu — tanrılardan, gelecekten. Freud rüyayı rüyayı görenin içinden gelen bir şey olarak ele aldı.

Yöntemi de farklıydı: sabit bir sembol sözlüğü yerine serbest çağrışım. Sembolün ne anlama geldiğini kitap değil, kişinin o sembolle kurduğu bağ söyleyecekti. Freud'un kendi kuramının pek çok unsuru bugün psikolojide kabul görmüyor, ama bu kayma kalıcı oldu.

Jung ise ortak kültürel imgelere (arketiplere) yer açarak ikisi arasında bir yerde durdu. Onun yaklaşımı da bugün deneysel psikolojinin ana akımı değil.

Bugün elimizde ne var?

İki ayrı şey ve ikisini karıştırmamak faydalı.

Bir yanda uyku bilimi var: rüyanın hangi evrede oluştuğu, beynin o sırada ne yaptığı, neden hatırlandığı ya da hatırlanmadığı. Bu alan sembollerin anlamı hakkında bir iddia taşımıyor. Ayrıntısı rüyalar neden görülür yazımızda.

Diğer yanda tabir geleneği var: binlerce yıllık, kültürel olarak zengin, ama sınanabilir bir tahmin gücü göstermemiş bir birikim. Bu sitedeki tabir sayfaları bu ikinci kategoride ve o çerçevede okunmalı — ne olduğunu ayrı bir yazıda daha ayrıntılı ele aldık.

Artemidoros'un iki bin yıl önceki uyarısı hâlâ en iyi tavsiye olabilir: rüyayı görenden bağımsız bir yorum, yorum değil.